Hatay Restaurant

Yazan: Erdem  //  Kategori: Meyhaneler

Yurtdışında çalışan biraderin İstanbul’a üç günlük kaçışından istifade kuzenimizle beraber Anadolu Yakası’nda yemeğimizi yiyip rakımızı içip rahat sohbet edebileceğimiz, sessiz, sakin, nezih, fazla pahalıya kaçmayacak bir meyhane arayışına girdik. Anadolu Yakası’nda böyle bir mekan bulmakta biraz zorlandık. Yemek yerken masaya birşeyler dökme stresi yaşayacağımız, biraz daha özenli giyinmemizi gerektiren şık mekanlar, kalabalıktan ne konuştuğumuzu duyamayacağımız, anlamsız bir ud, keman, darbuka gürültüsüne canlı fasıl diyen yerler veya fazla salaş, dumanaltı bolca mekan var halbuki. Eski tecrübelere de dayanarak Bostancı’ya Hatay Restaurant’a gitmeye karar verdik. Cuma akşamı olduğu için işimizi şansa bırakmayıp rezervasyonlu gittik. Giriş katında oturduk, başka boş masalar da vardı gerçi. Alt katı fazla inceleme şansım olmadı ama orası daha dolu gibiydi. Hatay Restaurant internet sitesinden de görülebileceği gibi yazın dünyasının Kadıköy’deki uğrak yeri olarak anılıyor. Duvarın bizim oturduğumuz masanın iliştirildiği tarafında Cemal Süreyya’nın çantası asılıydı. Biraz ilerde ise çerçevelenmiş bir Cemal Süreyya şiiri vardı. Bütün duvarlar yazılar, anı olarak mekana bırakılmış nesneler, fotoğraflar ve mekanla ilgili yazılarla dolu.

Sıcak bir günün ardından şiddetli bir yağmura yakalanıp mekana sırılsıklam girdik. Kurulanip hic vakit kaybetmeden siparişlerimizi verdik. Rakıda Tekirdağ’ı tercih ettik. Kızarmış ekmekler, mevsim salata, beyaz peynir, kavun, sarımsak soslu deniz börülcesi, patlıcan salatası ve yoğurtlu semizotuyla yemeğimize başladık. Mezeler çok tazeydi ve hepsi gayet lezzetliydi. Göze batan tek aksaklık deniz börülcesinin sosunun biraz alelacele hazırlanmış olmasıydı. İrice bir sarımsak kabuğu tabağın ortasında süs gibi duruyordu. Ara sıcak olarak önce yaprak ciğeri denedik. Gayet iyiydi. Anında süpürdük. Ardından garsona bize ne önerebileceğini sorduk ve onun da tavsiyesiyle lahmisiniyi denemeye karar verdik. Lahmisini Antakya’ya özgü bir köfteymiş. Adı Kilis tavası veya tepsi kebabı diye de geçiyormuş. Ufak bir sahan içerisinde servis edilen irice bir köfte lahmisini. Kıymanın nasıl çekildiğini sormayı unuttum ama tahminim satırla çekilmişti. Köftenin özelliği içindeki pişmemiş taze soğan ve yeşil biberdi. Bana pek hitap etmedi açıkcası lahmisini. Son olarak bir de karides aldık. Mantarla beraber güveçte hazırlanmıştı karides ama son derece yavan ve lezzetsizdi. Maalesef lahmisini ve karides biraz hayal kırıklığı oldu. Karnımız bunlarla yeterince doyduğu için sıcaklardan başka birşey yemedik ve tatlıya geçtik. Ben kendi adıma bir künefeyi rahat yiyebileciğimi söylememe rağmen çok gelebileciğini düşünüp üç kişi için iki künefe ısmarladık. 4-5 de olsa giderdi sanırım. Müthiş lezzetliydi. Şiddetle tavsiye ederim. Gece boyunca servis oldukça hızlıydı ve mekanın emektar garsonları gayet ilgiliydiler. Servisler sıklıkla değiştirildi. Müzikler umduğumuz gibiydi. Ağırlıklı Zeki Müren olmak üzere sanat müziği yayını yapıldı. Müzik gürültüsü sohbeti hiç bölmediği gibi arada bizim susup sevdiğimiz şarkıları dinlememiz icabetti. Etraftaki masalarda da müşteriler vardı ama belli ki buraya gelenler mekanın müdavimleri ve adap bilen insanlar. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Fiyatlara gelince, 3 kişi gecenin sonunda 180 TL hesap ödedik. Bence bu biraz fazla oldu. Mekan beklentilerimizi büyük ölçüde kaşıladı ama o kadar fazla yemedik, içtiğimiz de bir büyük rakı. Hesap biraz daha makul olsa Hatay Restaurant Anadolu yakası mütevazi meyhane kategorisinde bir numara olurdu. Aramaya, denemeye bir süre devam etmek gerekecek maalesef.

Safa Meyhanesi

Yazan: Erdem  //  Kategori: Meyhaneler

Kadim bir dosta askerlik öncesi veda yemeği babında uzun süredir gitmek istediğimiz Samatya’daki tarihi Safa Meyhanesi’ne sonunda gidebildik. Mekanla ilgili okuduklarım neyle karşılaşacağım konusunda fikir oluşturmuştu ve bulduğum tahmin ettiğimden ne eksik ne de fazlaydı. Salaş sayılabilecek klasik bir meyhane havası. Duvarlarda, gazeterde mekanla ilgili çıkmış yazılar, aktris fotoğrafları, gömme dolaplarda rakı şişeleri. Masalar dar, karşılıklı iki kişi ve yanyana iki kişi oturduğunda tabaklarla beraber dolmuş bulunan masalara mezeleri yerleştirmek beceri gerektiriyor. Yaklaşık 14 kişilik bir grupla mekana geldiğimiz ve fiks menu anlaşılmış olduğu için geldiğimizde bir kısım mezeler masalarda yerini çoktan almıştı. Geç gelen arkadaşlar masada onları bekleyen mezelerle yemeklerine başladılar. Tabaklar kimi zaman üstüsteydi. Servis, mekanda haftaiçi olduğundan olsa gerek fazla müşteri olmadığından, gayet seriydi. Servisler sık sık değiştirildi, garsonlar güleryüzlüydü. Yenilen mezelerde bu kötüydü denecek birşey yoktu. Közde patlıcan, yoğurtlu patlıcan, şakşuka, pilaki, amerikan salata, süzme yoğurtlu semizotu, közde kırmızı biber ve acılı ezme mezelerden aklımda kalanlar. Hepsi taze ve ortalama lezzetteydi. Biraz daha olsa diyeceğimiz bir lezzet yoktu. Acılı ezme kebapçıda yenecek bir meze olduğundan masaya yakıştıramadım. Ara sıcaklardan arnavut ciğeri iri dilimlenmiş ama acısı kıvamında, gayet lezzetliydi. Paçanga böreğini ise ortadan kesilmiş yerine biraz daha küçük ama bütün bir parça olarak yemeyi tercih ederdim. Ana yemek olarak ortaya gelen pirzola kişi başı bir adet olarak hazırlanmış, yanındaki azıcık bulgur pilavıyla ana yemekten çok ara sıcak gibiydi. Pirzolanın lezzetine diyecek birşey yok. Meyvelerin hemen ardından gelen fırında helva gayet başarılıydı. Limonu tam kıvamındaydı, üzerindeki dövülmüş fındıklarla beraber son zamanlarda yediğim en güzel fırında helva diyebilirim.

Bizim saatlerimiz 23:40’ı gösterirken Safa Meyhanesinin duvar saati 24:00’ı gösterdi ve gong çaldı. Saatlerinin hep dakik olduğunu söylediler. Mekan 24:00’te kapanıyormuş, demek yıllardır herkesi erken gönderiyorlar. Diğer masalarda oturan ve belli ki mekanın müdavimi semt sakinleri için bunun pek sorun oluşturduğunu sanmıyorum. Bolca rakıyla beraber kişi başı yaklaşık 45-50 TL ödeyerek mekandan ayrıldık. Merakımızı giderdik ama tekrar tekrar gelmek isteyeceğimiz bir yer olmadığı da muhakkak.